Orda Bir Köy Var Uzakta… Hayatlarına dokunabileceğimiz insanlarla dolu bir köy..

Orda bir köy var uzakta… İçinde yalınayak, üstü başı kirlenmiş ama cıvıl cıvıl çocukların koşuştuğu bir köy.. Evlerinin çatısı uçmuş, duvarlarında kocaman delikler olan, yolları çamurlu, buzdolabı nedir bilmeyen bir köy…

5
Çok değil bundan iki yıl önce “sabah yürüyüşe mi çıksam yoksa bisikletle mi turlasam adayı, kahvaltıyı TV izleyerek mi yapsam yoksa balkonda kuş sesleriyle mi, güneşin batışını iskeleye inip mi izlesem yoksa yukarıdaki tepeye mi çıksam, waffle yiyip iştahımı mı kessem yoksa kavurmalı pidenin üzerine tatlı olarak mı yesem?” gibi dertleri olan biriydim. Hava kirliliğini bırakın arabanın bile olmadığı bir adada yemyeşil bir bahçenin içinde yaşıyordum. Etrafımdaki insanlara “bundan sonra sadece adalar arası taşınırım, hava kirliliğiymiş, trafikmiş, gürültüymüş hiç işim olmaz!” diyordum. Büyük konuştuğumu çok değil birkaç ay sonra nefes alamadığım bir trafiğin ortasında sıkışıp kalınca farkettim. Haritadaki yerini bile bilmediğim bir ülkedeydim ve kimsenin ne dediğini anlamıyordum. Ama hayallerimin peşinden gelmiştim, mutluydum. Benim bir hayalim vardı ve biliyorum ki onu gerçekleştirene kadar asla vazgeçmeyecektim. Hatta 3 yıl önce çıkan kitabımın arkasına bile yazmıştım bir gün aşevi açacağımı. Kamboçya’ya neden geldiğimi burada detaylı anlattım.

1

3 ay önce yağan şiddetli yağmurlarda Çakıl’ın evi yıkılmış. Anneannesi bir gün beni kolumdan tutup bir yere götürdü. Bir yer diyorum çünkü arsa, arazi, park vs.. ile anlatabileceğim bir yer değil. Kokuşmuş nehrin üzerine çakılmış kalın kazıklar vardı. Kazıkları çakmışlardı ama gerisi için malzemeye ihtiyaçları vardı. El yordamıyla anlattılar bir şeyler, aslında anlamıştım ama aklım izin vermiyordu oraya barınacak bir yer yapmalarına. Sonra İngilizce bilen elemanımız aracılığıyla konuştuk. Köyün yetkililerinden biri sadece nehrin üzerine ev yapmalarına izin vermiş ama malzemeleri yokmuş. Köydeki inşaatın devam ettiğini, çok fazla masrafımız olduğunu ama inşaat biter bitmez onların evini yapacağımı, o zamana kadar aşevinde kalabileceklerini söyledim ve o gün aşevine taşındılar. Çakıl’ın annesi hamileydi ve yaklaşık bir ay sonra doğum yapacaktı. Bir sabah ısrarla aramalarına anlam veremedim, arıyorlardı ama Khmerce konuştukları için bir şey anlamıyordum ve ısrarla tekrar arıyorlardı. Köye vardığımızda beni kolumdan tutup sağlık ocağına götürdüler. Artık Çakıl’ın bir kardeşi vardı ve ben o bebeğim mutfakta yaşamasını istemiyordum. Instagram ve facebook hesaplarından paylaştığım an yardım teklifleri gelmeye başladı. Dedim biz bunu yaparız! Dört gün içerisinde iki ev yapacak paramız birikti. Sonra aldım elime kalemi kağıdı evin resmini çizdim. Hemen ustaları bulduk, malzeme listesini aldık ve işe koyulduk. Parayı toplamak 4 gün sürdü ama malzemeleri almak neredeyse bir hafta. Türkiye’de yaptığınız en basit şey burada on katı zorluğunda. Aynı dili konuştuğunuz ustalara iş yaptırmanın ne kadar zor olduğunu bilmeyen yoktur, biz burada ne dediğimizi anlamayan insanlara iş yaptırmaya çalıştık.

2
Artık her şey hazırdı, malzemeleri kontrol etmek için evin yapılacağı yere gittiğimde bir çocuğun ağlama sesini duydum. Beş metre ileride, derme çatma tahtalardan yapılmış, üzeri brandalarla, kumaşlarla kapatılmaya çalışılmış bir barakada iki küçük çocuk vardı. Dört yaşındaki abisi daha yaşına girmemiş kardeşinin ağlamasını durdurmaya çalışıyordu. Annesi nerede diye sorduk komşulara, ineği olan aileler için ot kesiyormuş sulak arazilerde. On dakika sonra annesini bulup getirdiler, her yeri çamur içindeydi. Beş çocuğuna bakmak için günlüğün 1 dolardan ot kesiyormuş ineği olan ailelere. Barakanın içine girdim çürük merdivenleri tırmanarak, döşeme diye koydukları şey incecik tahtalardı ve ne kadar dayanır belli değildi. Kocası inşaatlarda çalışıyormuş başka şehirlerde. Barakaları musonun şiddetinden her an üzerlerine yıkılabilirdi. Khmer yardımcıma onları aşevine taşımak istediğimi, Çakıl’ın evi bittikten sonra onlara ev yapacağımı çevirmesini söyledim. Kadının gözleri parladı, bana sarıldı. Barakadaki üç beş parça eşyayı sınıflardan birine taşıdık. Evleri yapılana kadar misafirimizlerdi artık.

4
Her şey hazır olduğuna göre birkaç gün dinlenebilirdim artık. Uzun, zorlu bir yolculuktan gelmiştim ve hiç dinlenememiştim. Tatilimin ikinci gününde Çakıl’ın evinin temel fotoğrafları geldi, üç güne bitireceklerdi. Sevinçten havalara uçtum, döndüğümde hazır olacaktı. Üçüncü gün mesaj geldi Egemen’den ‘İnşaat durduruldu.” Hemen aradım ne oldu, kim durdurdu diye. Arsanın sahibi geldi o durdurdu demişler. Arsanın sahibini bulun dedim, iki gün bulamadılar. O zaman inşaata devam edin, o sizi bulur dedim! Onlar bizi buldu, arsanın sahibi değil köyün şefi durdurmuş inşaatı, geri döndüm. Günlerce şefle ortak bir yol bulmaya çalıştım. O evi öyle ya da böyle yapacaktım pes edemezdim. Neler neler planladım kafamdan. En kötü ihtimalle boş bir arazi kiralayıp oraya yapacaktım. Aldım Çakıl’ı kucağıma, iki tur döndürdüm kahkaha sesini duyup daha da güçleneyim diye. Sonra dedim ki ona ‘kız sana pembe panjurlu ev yapacağım.” Nasıl vazgeçebilirdim ki? Ama şef algılayamıyordu neden onlara karşılıksız iyilik yaptığımı. Bir sürü NGO vardı köyün etrafında ama hepsinin bir misyonu vardı. Bense sadece onları mutlu etmek için yapıyordum bunu. Sonunda pes etmeyeceğimi o da anlamıştı ve bize dört tane daha ev yaparsanız bu evi yapmanıza izin veririm ama benim söylediğim yere yapacaksınız dedi. Hemen kabul ettim, Çakıl’ın evi olsun gerisi kolaydı, hallederdik. Çakıl’ın mutluluğunu görenler başka çocukları da mutlu etmek için yanımda olurlardı biliyordum. Şef köydeki barakaların arasındaki bir boşluğu gösterdi bize ve buraya iki ev yapacaksınız dedi ama öbür ev için aldığınız malzemeleri kullanmayacaksınız dedi. O da önemli değildi, önemli olan bu aşamada şefle ters düşmemekti. Onu da kabul ettim her şeyi baştan aldık ve neredeyse 10 gün sürdü. Köylüler şaşırdılar aldığımız malzemeleri görünce. Onların kullandıkları sac kağıt gibi incecikti ama bizimdi sert ve dayanıklıydı. Onlar zeminde ince ve dar tahtalar kullanıyorlardı en ucuzundan bizim aldıklarımız onların dediğine göre villalarda kullanılanlardanmış. Elimde onlar için kullanabileceğim böyle bir fırsat vardı ve ben bunu en iyi şekilde değerlendirmek istiyordum. Evleri sırf yapmak için yapmıyordum, kullanışlı ve dayanıklı olmasını istiyordum.

9

Ev yerden 2.5 metre yükseklikte yapılacaktı böylece alt katı da kullanabilirlerdi. Tek bir temelin üzerine iki ev yapılacaktı, iki tane merdiven olacaktı. Ustalar biraz tembeldi ama zaten ben buna alışmıştım. Egemen’e iki pencerenin eksik olduğunu, Piseth’e pencere siparişi vermesini söyledim. Yavaş yavaş yapıyorlar diye bir gün gitmedik eve bakmaya. Gittiğimizde ne görelim ev bitmiş ama penceresi yok! Penceresiz ev mi olur? Neden pencere yapmamışlar diye sorduk ‘gerek yokmuş’ o yüzden yapmamışlar. Kime sorup karar vermişler gerek olmadığına anlayamadım çoğu şeyi anlayamadığım gibi. Yazık, evde oturacaklarda itiraz edememişler pencere olmamasına. Onlar için başlarını sokacak bir yer var ya daha fazlasında gözleri yok. Ama ben kağıda bile çizmişim penceresi var evin. Zaten çizmesemde penceresiz ev mi olur? İki gün önce pencere siparişin vermelerini söylemiştim. Pencere istiyorum dedim. Onların mantığına göre bir şeyi yapınca nasılsa kabul edilirdi. Benim mantığıma göre ise ben nasıl istediysem öyle olacaktı. Israrla gerek yok pencereye diye tutturdular ama dinletemediler tabiiki. Ben bir kere söz vermişim Çakıl’a sana pembe panjurlu ev yapacağım diye. Bırakın panjuru pencere koymamışlar. O gün pencere siparişini verdiler, diğer gün gittiğimde saçma sapan metalden bir pencere takmışlardı küçücük. Bunu da kabul etmemin imkanı yoktu. Bir kere ahşap bir eve takılacak en son pencereydi o.

11

Ustalar anlaştığımız ücretten 75 dolar daha fazla istediler. Evin temelini tek temelden değil de iki temelden atmışlar. Kabul etmedim, bunu bize en baştan söylemeleri gerektiğini söyledim. Egemen şehir dışındaydı onu aradım, senin haberin var mı diye. O da bilmiyordu. Buradaki ustaların genel özelliklerinden biri de iş bittikten sonra ekstra para istemeleri ya da siz bana bunu demedeniz diyerek eksik iş yapmalarıydı. Yine aynı şeyle karşı karşıya kalmıştım ve bu en çok canımı sıkan, kendimi aptal gibi hissettiren şeylerden biriydi. Bir de direk iletişim kuramadığım için her işimiz tekrar tekrar yapılıyordu. Ben Egemen’e anlatıyordum, o beni dinlediği kadarıyla Piseth’e, Piseth anladığı kadarıyla ustalara. Ortaya benim istediğimden çok farklı bir şey çıkıyordu ve her seferinde biraz daha yıpranıyordum düzeltmeye çalışırken. Öbür gün tuk tuk’la gittim köye iki tane ahşap pencere alarak. O pencereler takılacaktı başka yolu yoktu. Ben imkansızı istemiyordumki, onlar yapmasa kendim takacaktım merdivene çıkıp o kadar kararlıydım. Beni pencerelerle görünce kararımdan vazgeçmediğimi anladılar. Piseth’e pencerelerin değişeceğini söyledim. Ustaların değiştirmek istemediğini söyledi.
3
O pencereleri benim sipariş etmediğimi, bana sormadan kendilerinin karar verdiğini ve istemediğimi söyledim. Kamboçya’nın bütün ahşap evlerinde aynı pencere vardır, metal pencereler betonarme evlerde kullanılır. On dakika sonra yeni bir kriz çıktı. Pencereleri takmak için 50 dolar istiyorlardı. Hem evi penceresiz yapmışlardı, hem kullanmayacağım pencere satın alıp parasını ödetmişlerdi, hem de doğru pencereye takmaları için 50 dolar daha istiyorlardı. Tabii ki buna da itiraz ettim, 20 dolardan fazla ödemeyeceğimi söyledim, kabul etmediler. Yine başlamıştı zorlu bir mücadele! Piseth, ustalardan birinin bir sonraki evi yapacağımı kişi olduğunu söyledi, ben daha da çıldırdım. Eğer bu işten para alırsa ona ev yapmayacağımı söyledim ama yok 50 dolardan aşağıya inmiyorlardı. Sinirlerim iyice boşalmıştı, kendimi ne konuştuklarını anlamadığım insanların arasında tek başına ve çaresiz hissettim. Ustalara kızdım aç gözlülükleri için, Piseth’e kızdım neden o gün pencere siparişi vermedi diye, Egemen’e kızdım neden ev bitmeden beni yalnız bıraktı diye, kendime kızdım ne işim var benim burada diye.. sonra çocuklara sarıldım ağladım. Ne yapacağımı bilmiyordum pencereleri boyamaya başladım, benim boyadığımı gören eline fırça aldı, hep birlikte önce pencereleri sonra evi boyadık evi. Sabah gittiğimde pencereleri takmışlardı hem de para almadan. Bir sonraki yapılacak evin sahibi olan usta, yanında çalıştığı adamdan bağımsız takmış pencereleri. Pembe panjurlu bir evi var artık Çakıl’ın. İki evi yapmıştık bir çırpıda. Çakıl’ın kendi yaşında bir komşusu bile vardı artık. Siz ikisini yan yana oturmuş sohbet ederken bir görseniz kafayı yersiniz mutluluktan.

6

Sıra 5 çocuklu aileye mavi evi yapmaktaydı. Malzemelerin yarısı vardı Çakıl’ın ilk evinden kalan, üzeri için bir kampanya başlattım yine. Çakıl’ın evine destek olanlar, Çakıl’ın evini sonradan görenler bir oldular bir çırpıda parayı topladık. Yine malzeme listesi hazırlandı, malzemeler alındı, nasılsa diğer evler gibi olacak diye ben işi Egemen’e teslim edip Malezya’ya gittim. Temel atılmıştı evin, Egemen fotoğraf gönderiyordu sürekli. Üçüncü günün fotoğrafında zemini döşemişlerdi. Bir baktım ev yerden en fazla bir metre yukarıda. Diğer fotoğraflarda zemin olmadığı için anlamamıştım. Aradım hemen Egemen’i ev neden aşağıda diye sordum. Yandaki evler de aşağıda o yüzden ustalar öyle yapmış dedi. Ama Çakıl’ın evinin yanındaki evler de aşağıdaydı, bu geçerli bir cevap değildi. Evler zaten yer olmadığından küçücük yapılıyor, alt kat onlar için ikinci bir yaşam alanıydı. Neye göre aşağıdan yapmışlardı evi? Kime sormuşlardı? Sanki iki evin arasında on yıl vardı. On gün önce yaptığın evin aynısını nasıl yapamıyordun? Ya da Egemen bunu nasıl fark edemiyordu da ben bir fotoğraftan farkedip müdahale ediyordum. Geri döndüm, evi söktürdüm, yeni malzemeler alındı ve yeniden yapıldı. Ustalar da artık korkmaya başlamıştı benden, her yaptıklarını gösterip onayımı alıyorlardı. Evin ilk kapısını ve penceresini takmışlarda ve çok komik görünüyordu.

7
Bir sonraki gün gittiğimde ev bitmişti, sıra boyaya gelmişti. İki farklı ton mavi boya aldım ve Piseth’e anlattım ince tahtalar ve pencere koyu mavi, gerisi açık mavi olacak diye ama güvenemedim. Parmağımın birini açık maviye diğerini koyu maviye batırdım ve boyanacak yerlere parmak bastım. Öbür gün geldiğimde küçük mavi bir evimiz vardı artık içinde bir ailenin yaşadığı. Kucağında bebeğiyle geldi bana sarıldı, gözleri dolu doluydu. O anki mutluluğu dünyanın hiç bir nimetine değişmem!

Şimdi köyde birbirinden harap durumda 47 tane daha ev var. Köye girdiğim zaman elimden tutan beni evine götürüyor. Kiminin çatısı yok, kimi ev yan yatmış her an yıkılacak gibi, kiminin duvarları yıkık dökük, kiminin döşemesi çürümüş içinde yürümeyi korkuyorum. Hepsinin gözünde aynı bakış var, umutla yalvarışın birbirine karışmış hali. Belki de son çareleri benim, belki de yıllardır bekledikleri mucize benim. Yapacak çok işim var, verdiğim sözler var, bana tutunmuş insanlar var, el uzatmamı bekleyen bir köy var ve benim yine sizin desteğinize ihtiyacım var. Ben bir mum yaktım burada ve sizin sayenizde onu kocaman bir alev topuna dönüştürdüm.

10
Bu sefer rakam biraz fazla. Aslında fazla dediğim İstanbul’in en ucra köşesinde bir ev fiyatı. Yanlış anlamayın bir evin maliyeti değil bütün bir köyü yenilemenin. Bir evin fiyatı yaklaşık 1.500 Dolar. Yine önceki evlerde olduğu gibi bütçenize göre gönlünüzden ne koparsa gönderebilirsiniz ya da bir evin maliyetini karşılayıp adınızı eve yazdırabilirsiniz fotoğrafta olduğu gibi. Bunu ister bireysel yapabilirsiniz isterseniz de markanızın bir sosyal sorumluluk projesi gibi. Siz ne isterseniz ben eve onu yazacağım.Masallardaki gibi rengarenk bir köy yapmama yardımcı olur musunuz? Belki de mutlu olmak için sizin de benim gibi birilerini mutlu etmeye ihtiyacınız vardır. O zaman mail adresim burada aynebilimben@gmail.com, mail atıp banka hesap numarasını isteyebilirsiniz.

8
Köydeki ilk evi bu fotoğraftaki teyzeye yapacağız. Geçen hafta yağmurdan evi yıkılmış o da gelmiş sınıflardan birine yerleşmiş. O kadar mutlu oldum ki neredeyse evinin yıkılmasına sevinecektim. Ona yardım edeceğimi biliyor ve bana sığınıyor, bu o kadar güzel bir duygu ki kelimelere dökemem. Ve bu mutluluğu bana yaşattığınız için hepinize teşekkürü borç bilirim. Sizler olmasaydınız ben sadece onlara yemek dağıtıyor olacaktım. Kendinizle gurur duyun <3

 

Hemen paylaş: